SERDAR ARAT
Dört Yıllık Sessizlikten Çok Yıllık Sessizliğe

Vasif Kortun

Serdar Arat’ın kemerlerle biten resimlerinde, gizemli biçimleriyle sirenlere benzeyen endüstriyel imgeler vardır. Çoğunun yüzeyinde gerçek ya da temsili hava mazgalları olan bu resimler Dört Yıllık Sessizlik (1980-1984) dizisinin dilini oluşturmaktaydı. Son dönemlerde, aldatıcı bir natüralist üslupla resmedilmiş doğa manzaraları, kalın kara bantlar, doğal ve yapay nesneler de izleniyor. Arat görsel sözlüğünü gittikçe genişleterek, yeni anlamları bu sözlüğün semantik ögeleriyle oynayarak yaratıyor.
Resim, maddi yapısı, taşıdığı görüntü ve duvardan uzak durmasının getirdiği narinlik ve sağlamlıkla kendine özgü bir bütünsellik içinde sunuluyor. Maddi yapıya gittikçe daha çok önem veren Arat, resmin, taşıdığı görüntüyü olumlayan ya da ona karşı koyan bir araç olarak varolma tarzlannı denemekte.

Friedrich ve Rothko’ya özgü ögeler taşıyan Arat’ın resmi, yanıltıcı bir süblimlik göstermektedir. Arat’ın, engin gökleri ve doğa görüntüleri, ne Friedrich’in saf dinsel inanç taşıyan resimleri gibi temsilcidir, ne de Rothko’nun renk katları gibi soyuttur. Buna rağmen, Arat’ın resimleri, bu ressamlar gibi yalnızlık, soyluluk ve inceliği anlatır. Biri Friedrich gibi tümüyle temsile inanan, diğeri Rothko gibi aynı etkiyi tinsel dürüstlük içinde vermesini bilen iki sanatçıyla ilgilenmesi önemlidir, çünkü bir anlamda bu iki sanatçı da “temsil etme” sorununu çözmüştür. Neden geriye bakıp, umut ve inanca dair resimleri olan bu iki sanatçı anımsanıyor? Günahlardan arınmak artık olası olmasa da, romantik akım, Arat’ın resim dilinde dürüst bir trope’tur. Çünkü umut ve inanma kadar, pesimistik ve yabancılaşma da, yapılan ve izlenen resmin deneyimindeki inanç unsuruyla ilgilidir. Van Gogh’un Saint-Rémy’deki hastane odasının penceresinden defalarca resmini yaptığı Buğday Tarlası aynı ciddiyet ve inancı paylaşmaz mı? Arat, o resimleri izleyici ve ressam olarak resminde yinelerken bunu anımsatıyor.

Arat’ın manzaraları ne Friedrich resmi gibi ilahi bir ışıkla aydınlanmışiır. Ne de Rothko gibi yüreğimize doğru dolaysız bir yol çizer. Çünkü bu görüntülerin, hava mazgalları ve kara bantlarla yanyana gelmesi yadırgatıcıdır ve bu uyan aynı zamanda manzaraların yapılma tarzında da görülür. Böylece, Arat’ın resimlerinde, geçmiş inançların taşıyıcılığı sürerken, kendini de yadsıyabilen kişisel bir dil kullanılmaktadır.
Arat’ın resimlerinde belli ögeler soyuta benzese de, reel olana dayanıyor. Reel nasıl yeniden resmedilebilir? Ne Mondrian gibi pürist, ne de Kandinsky gibi maneviyatçı olan Arat’ın resimleri, iki güçlü sanı taşıyor; kendine özgülük ve uyuşamamazlık. Bu anlamda hava mazgalı, mantığı çözülemeyen, sömürülemeyen bir ögedir. Basit ve yalın estetiğiyle hava mazgalı reelin ta kendisiyken, yapay bir nesne olarak, bir doğa manzarası resminden çok daha soyut olmasıyla da süblimliği bozuyor.
Kendine özgülük ve uyuşamamazlık, süblim bir resim karşısındaki duyuma müdahaleden kaynaklanmaktadır.

Sanat, yazı öncesi toplumlarında bir bilgi aracı, bir ortak anı alanı yaa da paylaşılan bir fesat olduğu gib, her zaman, bir düzeyde bilginin taşıyıcısı olmuş. Ortak bir üretim ve dağıtım dili olmayan toplumlarda sanatçının konumu nedir? Usumuz ve ruhumuza seslenerek bizleri iyileştirebilir mi? Robert Morris’in Arat’la ilk bakışta kaba bir ortaklık sezdiren 1984 Ateş Fırtınası serisindeki felaket görüntüleri bu anlamda izleyiciyi uyarmada tümüyle başansızdır. Çünkü resimler felaket imgelerinin temsili ile sınırlı. Kendilerine bir mesafesi olmayan bu görüntüleri Morris yeniden sunduğu zaman yalnızca dekoratif imgeler olarak kalıyorlar.

Resimlerdeki kemerlerin, Friedrich’in Meşe Ormanında Manastır ve Katedral gibi resimleriyle ilgileri var. Gotik kemer, Alman romantik resminde görüntü ve görsel tasarım olarak, cennetle dünyayı birbirine kenetlerken, izleyene umut ve kurtuluş sunuyor. Alman sanatçının gotik kemeri en yüce nokta gibi sunmasına koşut olarak, Arat’ın resimlerinde kemerler klasik Osmanlı anını simgeliyor. Bu öge, Türk resminde önceden kullanıldıysa da Arat’ın kemerleri resimlerin biçimini de belirliyor. Kemer aynı zamanda davet edici ya da dışlayıcı bir mekânsal deneyime işaret ediyor; belki sakin bir tefekkür odası belki de korku veren koca bir giriş kapısı. Bu kemer, tekil bir söylemin, görülebilir ve elle tutulur güç ilişkilerinin simgesi olarak, Osmanlı dünyasının mesajıyla da yankılanıyor. Yani, ressamın böylesi ortak söylem anlarını kendi dilinde sürdürememesi ve bunun sonucunda oluşan bir yalnızlık var. Bu anlamda, Arat’ın resimleri, bir başansızlık süreci olarak sonsuz bir yinelemeyi ve durma zorunluluğunu özetliyor.
Kara kalın bantlar otoriter sansür biçimleri olarak görüntüleri sınırlıyorlar. Kara bant bir olumsuzlama ve görsel olana bir saldırıdır. Belli bir muğlaklık içinde bu rengin görsel olarak geri çekilişini, yani oluşan boşluğa da irdeleyebilir. Resmin kendi içinde olumsuzlanması ve boşluğa geri çekilmesi de Arat’ın görsellik fikrine dair sınırlamalarını gösteriyor.
Arat, resminde gittikçe daha çok doğal ve yapay malzemeler kullanmakta. Kimi resimlerin belli bölümlerindeki ek yüzey dokusu kendine özgü bir romantik heykeltraş olan Preault’nun Orphelia sına yakın. Ancak Arat, böylesi saf yüzeyleri reel şeylerle rahatsız ediyor. Örneğin resimlerden birinde, bir bataklığı andıran üç boyutlu yüzeye sağlam bir şekilde oturtulmuş “T” biçimli bir boru var. Bu, daha eski resimlerinden birinde büyük boyda temsilini sunduğu, dingin ve sarkıtılmış bir boruyu da hatırlatıyor. Suskun sirenler, içine doğru patlayan baş imgeleri gibi biçimler, etkisiz kalma ve değişime neden olamama durumunu vurguluyor.

Özellikle Friedrich ve Van Gogh, Arat’taki tartışılmaz varlık sorunlarıyla ilgili sanatçılardı. Sanatçının bu büyük ustalann üzerine gitmesi bu nedenden. Bunların dışında Böcklin’in Ölü Adası resimleri dizisindeki sessizlik, suskunluk ve korkulu bekleyişe de belli yakınlıklar var. Arat’ın resimlerinin özünde, bile bile etkisiz kalan bir romantizm, varolmanın, devinmenin, üretmenin bir sanatçı olarak, bir insan olarak, tad vermeyen bilinci yatıyor. Eğer Dört Yıllık Sessizlik 1980 ile 84 arasında, Türkiye’yi ve Arat’ın ona uzaklığını açığa çıkarttıysa, varolan iletişim ve varlık sorunları da, daha çok yıllık sessizliği hatırlatacak.